KENDİNİ KANDIRMIŞLIĞIN RÜZGÂRINA KAPILMAK

//KENDİNİ KANDIRMIŞLIĞIN RÜZGÂRINA KAPILMAK

KENDİNİ KANDIRMIŞLIĞIN RÜZGÂRINA KAPILMAK

Dönüp dolaşıyoruz bilgeliğin ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz ya da bilgeliği anlamadan ben bilgeyim diye övünüyoruz. Hangi konuda? Hangi konumda? Ne zaman ve nerde?

Tabi bütün bunların cevabını da yine biz insanoğlu veriyoruz.

Yaptığımız işten okuduğumuz kitaba, izlediğimiz filmden dinlediğimiz müziğe, sevdiğimiz güzel bir kızdan sevdiğimiz bir delikanlıya, kavradığımız dostluk kavramından anladığımız arkadaşlık seviyesine, tercihlerimizden taahhütlerimize kadar bizler doğru bir yaşam için uğraşmaya çalışıyoruz, ama o EGO muz var ya birde içine tuz misali kattığımız kıskançlık duygusu; işte o zaman olanlar oluyor her şey biranda birbirine karışıyor. Uzaktan izleyenlerde ne olduğunu anlamaya çalışıyor.

İnsan görünen dış güzelliğinin yanında, oldukça derin ve manalı bir iç dünyaya sahiptir.

Fakat gelişmiş bir iç dünyaya sahip olan insanın arzu ve niyeti, her zaman iyiye doğru bir yöneliş içinde olmaz. Böyle bir durumda insanın iç dünyası ile davranışı arasında bir çelişki olur. Bu durumu iyi anlamak gerekir. Eğer anlamadığız zamanlarda; değil kurduğumuz düzeni evrenin bize verdiği nimetlerle inşa etmeye çalıştığımız yaşamımızı ve geleceğimizi de tehlikeye sokmuş oluruz. İnsanı kırmak öyle kolay ki, mesala dün ‘’seni seviyorum’’ dediğin birine bugün ‘’seninle yapamıyorum’’ diyebiliyorsun. Onun için gerçeği değerlendirme yetisinin en kapsamlı anlamı yani, ben sahibim derken de sahip olamadığımızı bilmek ve sınırlarımızı doğru çizmektir.

Her yazımda olduğu gibi yine sizlere soruyorum ey insanoğlu; Var olduğunun farkında olmadan var olmanın sevinci yaşanır mı?

İşte sonuç burada yatıyor. İnsanoğlu ne kadar gelişkin bir uygarlık yaratırsa yaratsın, hiçbir zaman yarattığı uygarlığın kibrine kapılıp da acizliğini unutmamalı; zira dünyayla aramızda uygarlığın hassas bir dengede tuttuğu, ancak her an zedelenebilecek kırılgan bir uzlaşma var; altındaysa değişmez kaderimiz, antolojik acizliğiz yatmak da. Onun için önce sabah kalkıp boylu boyunca bir aynaya bakmak gerekiyor ve tabi ki kendi kendimize sormamız gereken en önemli soru ben kimim eğer bu sorunun cevabını gerçekten aynada ki yansımamıza karşın verebiliyorsak; güne merhaba deyip yola devam. Velâkin aynadaki yansımamıza bile yalan söyleyip görüntümüzü kandırmaya çalışıyorsak o zaman yola yine devam ama yolların sonuna vesselam. Daha nasıl açık anlatılır bilemem insan olmanın kavramı öz belliğimizi, egolarımızı, hırslarımızı ve kibrimizi bir kenara bırakıp, giydiğimiz ne olursa olsun, seçtiğimiz kim olursa olsun, önemli olan var olmanın gerektiği etkenleri beynimiz ve kalbimiz arasına sonradanda insanlar arasına köprüler yoluyla bağlamak.

Tabi ki asfaltı sevgi harcıyla karıştırmak ve yollara sermek bak o zaman o yoların üzerinden insanlar nasılda mutlu ve yarınlara umutlu bir şekilde yürüyorlar. Bu kadar zor değil yeni günü bunlarla başlamak yeter ki nerden başlayacağınızı bilin gerisini sevgi yolu sizlere gösterir.

Eminim her hatanın sonunda olmuşları bir kenara bırakmak gerekiyor ama o olmuşlardan da ders almak için kalbimize bir klasör iğnelemek yeri geldiğinde de o iğnenin acısıyla hataları tekrarlamamak için zaman zaman o klasöre göz atmak sanırım zor değil. Biz diyebilmenin yolu benden kurtulmaktan geçer. Onun için sevgi ve aşk bencil değildir; paylaşımcıdır. Yarınlara gelecek düşleri kurarak umutla yürümek istiyorsak değerlerimize ve birbirimize sahip çıkalım. İnsan hayatındaki çürümeye, yozlaşmaya ancak gerçek rüzgârın nerden estiğini anlayarak dur diyebiliriz. KENDİNİ KANDIRMIŞLIĞIN RÜZGÂRINA KAPILARAK ancak kendimizi kandırırız.

Yarınlarız ümitle kalpleriniz insan sevgisiyle dolsun.

Sevgi ve Saygılarımla

Erez EGILMEZ

2017-11-06T12:30:28+00:00